top of page

Umut Bittiğinde İnsan Neden Hala Devam Eder?

  • 24 saat önce
  • 2 dakikada okunur

“Umutsuz olabilir. Ama tereddüt etmeyeceğim. Mücadeleye devam edeceğim. Elimde kalan tek şey bu.”

İnsan davranışını yalnızca umut üzerinden açıklamak pek mümkün değil. Bazen insan geleceğin düzeleceğine inandığı için değil, vazgeçmenin kendisine daha yabancı gelmesi nedeniyle devam eder.

Bir hastalıktan iyileşmeye çalışan, zor bir ilişkiden çıkamayan, yıllarca aynı amaç için uğraşan ya da artık sonucundan bile emin olmadığı bir mücadeleyi sürdüren insanlarda bunu görürüz.

Dışarıdan bakıldığında soru basittir:

“Madem bu kadar yoruldun, neden bırakmıyorsun?”

İçeriden bakıldığında ise cevap çoğu zaman hiç basit değildir.

Umut ile devam etmek aynı şey değildir

Umut, gelecekte olumlu bir sonucun mümkün olduğuna dair beklentidir. Fakat insanın davranışını sürdüren tek psikolojik mekanizma bu değildir.

Bazen insan; alıştığı için, kimliğinin bir parçası haline geldiği için, bırakmanın kayıp anlamına geleceğini düşündüğü için, verdiği emeği boşa çıkarmak istemediği için, kontrol duygusunu korumak için ya da gerçekten başka ne yapacağını bilmediği için devam eder.

Bu yüzden “mücadele ediyor” olması kişinin hâlâ umutlu olduğu anlamına gelmeyebilir.

Bazen mücadele, umuttan çok kimlikle ilgilidir.

“Ben vazgeçen biri değilim.”

Bu cümle bir insanı yıllarca ayakta tutabilir.

Beyin yarım kalan hikâyeleri sevmez

İnsan zihni tamamlanmamış şeylere karşı tuhaf derecede hassastır.

Sonuçlanmamış ilişkiler, söylenmemiş sözler, bitmemiş projeler ve cevapsız sorular zihinde yaşamaya devam eder. Çünkü beynimiz kapanış ister.

Bu nedenle bazen gerçekten istediğimiz şey hedefin kendisi değil, hikâyenin tamamlanmasıdır.

“Bir kez daha deneyeyim.”

“Sonunu göreyim.”

“En azından elimden geleni yaptığımı bileyim.”

Bunların her biri devam etmek için güçlü motivasyonlar olabilir.

Peki direnmek her zaman sağlıklı mıdır?

Hayır.

“Vazgeçmemek” kültürel olarak fazlasıyla romantize edilmiş bir kavramdır.

Oysa psikolojik esneklik yalnızca dayanabilmek değildir. Gerektiğinde yön değiştirebilmek, kaybı kabul edebilmek ve artık işe yaramayan bir mücadeleden çekilebilmek de ruhsal sağlığın parçalarıdır.

Bazı mücadeleler insanı geliştirir.

Bazılarıysa yalnızca tüketir.

Bu ikisini ayırmak için şu soru daha değerlidir:

“Ben bunu hâlâ istediğim için mi sürdürüyorum, yoksa bırakırsam kendimle ilgili ne düşüneceğimden korktuğum için mi?”


Umutsuzluk her zaman son değildir.

İlginç biçimde insan bazen umut azaldığında daha özgür hale gelir.

Çünkü sonuç üzerinde kontrol kurma çabası azalır.

“Mutlaka olmalı” düşüncesinin yerini:

“Ben yine de yapmak istediğim şeyi yapacağım.”

alabilir.

Burada mücadele artık ödül için değil, kişinin kendi değerleriyle uyumlu olduğu için sürer.

Varoluşçu psikolojinin belki de en güçlü fikirlerinden biri tam burada ortaya çıkar:

Hayatın anlamı her zaman sonucun içinde değildir. Bazen insanın o sonuç karşısında aldığı tavrın içindedir.

Bazen bırakmak, bazen devam etmek

Ruhsal olgunluk bize her zaman savaşmayı öğretmez.

Bazen savaşmayı, bazen çekilmeyi, bazen beklemeyi ve bazen de “bunun artık benim hikâyem olması gerekmiyor” diyebilmeyi öğretir.

Asıl mesele hiçbir zaman vazgeçmemek değildir.

Asıl mesele, neden devam ettiğini ve neden bıraktığını bilmek olabilir.

Çünkü insan bazen umudu olduğu için devam eder.

Bazen sevdiği için.

Bazen korktuğu için.

Bazen başka yolu olmadığını düşündüğü için.

Ve bazen de gerçekten:

Elinde kalan tek şey mücadele olduğu için.

 
 
bottom of page